http://volkancaglayan.com/pics/banner.gifhttp://www.volkancaglayan.com/pics/compecwantsyou.gifhttp://volkancaglayan.com/pics/banner3.gifhttp://www.sosyaltalebe.com/wp-content/uploads/2012/04/EXIT1.gifhttp://www.volkancaglayan.com/pics/compecwantsyou.gif

İnternet Sicili: Komplo Teorisi mi? Gerçek mi?

TDK sicili, kişilerin her türlü durumunun saklı tutulduğu dosya olarak tanımlıyor. Tanımda da görüleceği üzere, bu dosyanın nasıl oluşturulduğu ya da nerede saklandığı belirtilmiyor. Bürokratik işlemlerin yazılı ve yüz-yüze yürütüldüğü dönemler çok geride kaldı. Artık internet var, e-devlet var. Peki nimetlerinden çokça faydalandığımız internet, eğer doğru kullanılmazsa, zararlı olabilir mi?

İşe alım sürecinin en zorlu kısmı elbette mülakatlar ve sınavlar. Ancak, işe kabul edildikten sonra yapmanız gereken bürokratik işlemler de bir o kadar zorlu ve sıkıcı: Sabıka kaydı gibi. Eğer adli sicilimize güveniyorsak bu, birçoğumuz için “formalite”den fazlası değil. Ancak, internet sicilimiz için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Sosyal medya monitoring ajanslarının gelişmesiyle, firmaların kendileri hakkında konuşan insanları takip etmeye başladığı bilinen bir gerçek. Ayrıca, birçok firmanın insan kaynakları çalışanının, işe alımdan önce, adayların isimlerini Google’da taradığı da aşikar. Hal böyle olunca, internette ne yaptığınız, dijital kimliğinizin nasıl göründüğü önem kazanıyor. Elbette, internetin günümüzde geldiği noktayı yıllar öncesinden tahmin etmek mümkün değildi. Google henüz 11 yaşında, Facebook ise 7. Ama hepsinin bugün geldiği noktada hayatlarımızdaki yerleri çok önemli. Bu denli genç bir mecrada, doğal olarak hatalar yapıldı. Facebook kullanıcılarının birçoğu tatilde çektirdikleri mayolu fotoğraflardan siyasi görüşlerine varıncaya kadar her şeyi sosyal ağları ile paylaştılar. Yaptığımız bu hataları birçoğumuz farkedemedik. Önce ebeveynler hesap oluşturmaya başladılar, sonra yöneticiler ve patronlar. Hal böyle olunca, çoğunlukla sakladığımız “şeyler” gün yüzüne çıktı. Ailesinden sigara içtiğini saklayanlar yakalandılar. İş gezisini tatile çevirenler, patronlarının azarını işittiler. Evet, resmi olarak adı konmasa da bir internet sicilimiz var!

Kabul etmek gerekir ki, bir mülakat sırasında eğer masanın karşısındaki kişi, sizin mayolu resminize bakıyorsa 1-0 mağlupsunuz demektir. “Ben gerekli önlemleri aldım!” demek çoğu zaman yeterli olamıyor. Bazen bir yerlerde unuttuğunuz, uzun zamandır ziyaret etmediğiniz hesaplarınızdan “ilginç” anılar çıkabiliyor. Siz unutsanız da ne yazık ki internet unutmuyor. Google CEO’su kendisine yöneltilen “mahremiyet ihlali” eleştirilerine şöyle karşılık veriyor: “Eğer açığa çıkmasını istemediğiniz şeyler varsa, belki de onları yapmamayı denemelisiniz!” Evet, internete aktarılan her türlü bilginin tamamen silinemeyeceği gerçeğini aklımızın bir köşesinde bulundurmalıyız. “Yükle” ya da “paylaş” butonuna basmakta acele etmemeliyiz. Zira, bazı masum paylaşımlar, başımıza büyük dertler açabilir.

ABD başkanı Barack Obama’nın seçim öncesi sosyal medyada yürüttüğü kampanyanın başarısı, neredeyse bütün otoritelerce kabul gördü. Obama, sosyal medyanın ve dolayısıyla internetin kendine sunduğu imkanları sonuna kadar kullandı. Günün sonunda, başkan koltuğuna oturdu. Ancak Obama’nın sosyal medya kullanımı ile ilgili yaptığı ilk açıklamalardan biri “sosyal medyada ne söylediğinize ve ne yaptığınıza dikkat edin” şeklinde oldu. Elbette Obama, bu sözlerle insanları sosyal medyayı kullanmamaya davet etmiyordu. Onlara sadece yakın gelecekteki tehlikeyi işaret ediyordu.

İnternet sicilinin başa bela olduğu örnekler azımsanmayacak kadar çok. İlk örnek ABD’den; kısa süre önce ABD’li bir öğretmen, MySpace’te yayınladığı bir fotoğraf yüzünden işinden kovuldu. Okulun yaptığı açıklama, işine son verilen öğretmenin, öğrencilerine kötü örnek olacak bir karede yer aldığı şeklindeydi. Mağdur öğretmen, bu karara karşı dava açtı. Acı olan, mahkemenin de okulla aynı fikirde olmasıydı: Resim “uygunsuz”du. Genç bir insanın belki biraz bilmeyerek, belki de biraz sorumsuzlukla paylaştığı bir fotoğraf onu işinden etti. İkinci örnek ise biraz traji-komik… Yıllar önce, bir doktor yaptığı yanlış ameliyat nedeniyle dava ediliyor ve cezaya çarptırılıyor. Ancak daha sonra, doktor bu davadan aklanıyor. Haberin yayınlandığı gazete yıllar sonra arşivine dijitale aktarma kararı alınca, doktorun traji-komik hikayesi başlıyor. Zira, doktorun adını internette taradığınızda, karşınıza ilk bu haber çıkıyor. Doktor bu haberin kaldırılması ya da en azından, diğer haberin de yayınlanması için dava açıyor çünkü doktor, bu haberin işlerine zarar verdiğini iddia ediyor. Son haber hem ülkemizden hem de çok yakın bir geçmişten: Geçtiğimiz akşam Twitter, “allahcc” hesabının sahibine ve takip edenlerine dava açılacağı haberi ile çalkalandı. “allahcc” hesabının dine hakaret unsuru içerdiği gerekçesiyle mahkemeye başvurulduğu söylentisi Twitter gündemine oturdu. Hesapta dine hakaret edildiği/edilmediği elbette tartışalacak bir durum. Ancak gerçek şu ki, internet yaptıklarımız yakından takip ediliyor.

Siz siz olun, dijital kimliğinize en az cüzdanınızda taşıdığınız kimlik kadar önem verin. Zira o, sizi dijital platformlarda tanımlar ve gerçek hayattaki kimliğiniz kadar önemlidir.

104 gün önce tarafından Sansür , Sosyal Medya kategorisinde yazıldı. | Bu yazıya yapılan tüm yorumları RSS beslemesi ile takip edebilirsiniz. Eğer yazıyı beğendiyseniz, sosyal medya hesaplarınız aracılığıyla paylaşabilirsiniz.
avatar
Yazar:

1988 yılında İstanbul'da doğan Berkant Avcı aslen Trabzonlu'dur. İlk ve orta öğrenimini İstanbul'da tamamlayan Avcı, lise öğrenimine memleketi Trabzon'da devam etti. 2006 yılında zorlu "ÖSS süreci"nden alnının akıyla çıkıp, Yıldız Teknik Üniversitesi iktisat bölümünü kazanınca "doğduğu topraklar"a döndü. Fakülte eğitimini 3.5 yılda, bölüm ikincisi olarak sonlandırdı. İki aylık İtalya macerasının ardından Türkiye'ye dönen Avcı, sosyal medya, pazarlama ve marka yönetimi konularında bir dizi eğitimlere katıldı. Ekim ayında kişisel blogu Sosyal Medya Çalışmaları'nda kendi denemelerini ve Cnet, Mashable gibi önde gelen sosyal medya bloglarından derlediği haberleri yayınlamaya başladı. Kendisini "sosyal medya meraklısı" olarak tanımlayan Avcı, Kasım 2011'den beri Sosyaltalebe.com'da yazmaktadır.

3 Yorum: İnternet Sicili: Komplo Teorisi mi? Gerçek mi?
  1. Pingback: İnternet Sicili: Komplo Teorisi mi? Gerçek mi? | Güncel, Politik, Komplo Teorileri, Mizah

  2. avatar
    • Hasan Ceylan
    • Sosyal arkadaş, iş, desteklediğiniz takımın camiası, yaşadığınız bina, varsa yazlığınızdaki çevre vs. bir dolu sosyal ortamlar her insan için mevcut.

      Bunların tabii ki ortak bir paydası olan zincirler mevcut, aynı apartmanda oturan komşunuzun iş arkadaşınız olması gibi. Dolayısı ile sarhoş eve gelip olay çıkarırsanız komşunuz ve ev arkadaşınız bu bilgiyi iş ortamınıza taşıyabilir.

      İnsan ırkının kollektif hafızası muazzamdır, “adın çıkacağına canın çıksın” atasözü de buradan çıkmıştır.

      Hal böyle iken internet denen şey ortaya çıktı be sosyal ortamlarımıza bir tane daha eklendi. Daha önce dedikodunun yaptığı işi şimdi arama motorları yapar oldu.

      Dolayısı bence iş, öncelikle internetin, herşeyin serbest olmadığı bir alem olduğunu özümsemekler başlıyor. İşin gayrı ahlaki boyutunun yanında mahremiyet boyutuna geldiğimizde ise, nasıl tatilde çektirdiğiniz mayolu resimlerinizi işyerinde panonuza asmıyor da sadece istediğiniz arkadaşlarınıza gösteriyorsanız, internette de aynı önlemleri almalısınız. Nitekim yaşadığınız binanın panosuna da bu resimleri koymuyor ve evimize gelen sevdiğimiz insanlara bunları gösteriyoruz.

      Ben Obama’ya kesinlikle hak veriyorum.

      Sonuç olarak Internet Sicilini tabii ki şirketler takip ediyor. Internet nasıl doğru elemana ulaşımda şirketin işlerini kolaylaştırıyorsa elbette kişiyi daha önceden daha yakından t

  3. avatar
    • Hasan Ceylan
    • Sosyal arkadaş, iş, desteklediğiniz takımın camiası, yaşadığınız bina, varsa yazlığınızdaki çevre vs. bir dolu sosyal ortamlar her insan için mevcut.

      Bunların tabii ki ortak bir paydası olan zincirler mevcut, aynı apartmanda oturan komşunuzun iş arkadaşınız olması gibi. Dolayısı ile sarhoş eve gelip olay çıkarırsanız komşunuz ve ev arkadaşınız bu bilgiyi iş ortamınıza taşıyabilir.

      İnsan ırkının kollektif hafızası muazzamdır, “adın çıkacağına canın çıksın” atasözü de buradan çıkmıştır.

      Hal böyle iken internet denen şey ortaya çıktı be sosyal ortamlarımıza bir tane daha eklendi. Daha önce dedikodunun yaptığı işi şimdi arama motorları yapar oldu.

      Dolayısı bence iş, öncelikle internetin, herşeyin serbest olmadığı bir alem olduğunu özümsemekler başlıyor. İşin gayrı ahlaki boyutunun yanında mahremiyet boyutuna geldiğimizde ise, nasıl tatilde çektirdiğiniz mayolu resimlerinizi işyerinde panonuza asmıyor da sadece istediğiniz arkadaşlarınıza gösteriyorsanız, internette de aynı önlemleri almalısınız. Nitekim yaşadığınız binanın panosuna da bu resimleri koymuyor ve evimize gelen sevdiğimiz insanlara bunları gösteriyoruz.

      Ben Obama’ya kesinlikle hak veriyorum.

      Sonuç olarak Internet Sicilini tabii ki şirketler takip ediyor. Internet nasıl doğru elemana ulaşımda şirketin işlerini kolaylaştırıyorsa elbette kişiyi daha önceden daha yakından tanıma olanağını da verecektir. Masanın diğer tarafında işgören de nasıl internet sayesinde daha rahat işverenlere ulaşıyor ve opsiyon ve şansını arttırıyorsa, ilgili işverenin personline davranışı, sosyal sorumluluk anlayışı gibi bir dolu bilgiye ulaşabilir.

      Son bir metaforla bitireyim, araba kullanmak işimizi kolaylaştırıyor, ama cahilce kullanıldığında zarar verebiliyor veya öldürebiliyor, diğer taraftan bazı emeklilerin yaptığı gibi araba kullanmaktan korkup, araba kapıda durunca siz onun nimetlerinden faydalanamı oluyorsunuz.

      Dolayısı ile internet’i adam gibi kullandığımızda hayrımıza, bilgisiz ve ahlaksızca kullandığımızda zararımıza olurken, hiç kullanmadığımızda da büyük yarışın bir adım gerisinde kalıyoruz…

      Saygılar,
      Hasan Ceylan

Bir yorum yazarak bu konuyu tartışmaya açabilirsiniz.

* Gerekli

Follow

Get every new post on this blog delivered to your Inbox.

Join other followers: